10 Aralık 2013 - 03:45
‘İsrail'in Değişmesini “Bekleme Lüksümüz Yok”!

Ancak birkaç tarihçi, o da varsa, Ilan Pappe'den daha fazla ‘İsrail'le ilgili gerçekleri gün yüzüne çıkarmıştır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 2006 yılında raflarda yerini alan “Filistin’de Etnik Temizlik” kitabı, 750,000’den fazla Filistinlinin nasıl kökünden kazılarak 1947’de Siyonist liderlerin hazırladığı planların sonuçlarıyla doğrudan karşı karşıya kaldığını belgelendiriyor. Tartışılır da olsa bu eser, Nakba’dan bu yana ortaya koyulan en ciddi çalışma olarak okunmaya devam ediyor. Bilindiği üzere Nakba’dan sonraki dönemde Filistinliler, ‘İsrail’in planlamaları sonucu acımasız bir şekilde topraklarından çıkarıldı.

Pappe’nin ‘İsrail’i açık bir dille eleştirmesi, İsrailli meslektaşları arasından izole edilmesine sebep oldu. 2005 yılında ‘İsrail’in akademik boykotu için Filistinlilerin liderliğindeki kampanyayı destekledi, sonrasında ise Hayfa Üniversitesi Rektörü, Pappe’yi üniversitedeki görevinden istifa etmeye çağırdı. İngiltere’de ikamet etmeye başladığından beri Pappe, ‘İsrail’in hem geçmişi hem de şimdiki durumuyla ilgili, oldukça üretken bir yazar olmaya devam ediyor.

“Electronic Intifada” sitesinin editör yardımcısı Frank Barat, Pappe’yle bir röportaj gerçekleştirdi. Video-Röportajın önemli bölümleri okuyucular için yazıya aktarıldı:


Frank Barat:
İlk Filistin İntifadasının 1930’lu yıllarda nasıl ortaya çıktığını kaleme aldınız. Bunun önemini bize açıklayabilir misiniz?

Ilan Pappe: Bunu anlayabilmek için 1936’dan bile daha evvelki yıllara gitmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Siyonizm’in bir hareket olarak ortaya çıktığı on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru geri gitmek zorundayız. O zamanlar iki asil amaç söz konusuydu; ilki her geçen gün daha da genişleyen anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) atmosferinde kendilerini güvensiz hisseden Yahudiler için güvenli bir yer bulmaktı, diğeri ise bazı Yahudilerin kendilerini sadece bir din olarak değil, ayrıca ulusal bir grup olarak yeniden tanımlamak istemesiydi.

İşte problem, bu amacı gerçekleştirmek için Filistin topraklarını seçtiklerinde başladı. Şu çok açıktı ki bunu ancak zor kullanarak gerçekleştirebilirdiniz – çünkü söz konusu topraklar meskundu – ve bu da orada yaşayan halkın sürgün edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarıyordu. Filistin halkının bu planın farkına varması biraz zaman aldı.

1936’da bu stratejinin gerçek sonuçlarının nasıl başladığını zaten görebilirsiniz: Filistinliler, Siyonist hareket tarafından satın alınan topraklardan çıkartıldı; Filistinliler, Siyonistlerin iş piyasasının kontrolünü ele alma stratejilerinden ötürü işlerini kaybetti. Neticede Avrupalı Yahudiler problemi Filistin’de çözülmeye başladı.

İşte bu üç faktörün sonucu Filistinlileri ilk defa “bu konuyla alakalı bir şeyler yapacağız” demeye sevk etti ve ayaklanmaya çalıştılar. Bu ayaklanmayı bastırmak için İngiltere Krallığı’nın tüm gücüne ihtiyacınız vardır ki zaten böyle oldu. Bu süreç tam üç yıl sürdü; Filistinlilere karşı bir dizi şiddet eylemleri gerçekleştirdiler. Bu eylemler, 1987 ve 2000 yıllarındaki Filistin intifalarını bastırmak için ‘İsrail’ tarafından kullanılanlar kadar kötüydü.

FB:
1936’daki bu ayaklanma geniş çapta olmuş ve ayaklanmayı sahiplenenler köylüler olmuştu.

IP: Kesinlikle. Filistin’in siyasi elitleri şehirlerde yaşadı, fakat 1930’larda Siyonizm’in başlıca mağdurları şehrin dışında yaşayanlar oldu. İşte bu sebeple ayaklanma orada başladı – fakat şehirdeki elitler arasından da onlara katılan gruplar oldu.

Kitaplarımdan birisinde de belirttiğim gibi İngiltere, Filistinli siyasi ve askeri elitlerin ya da askeri elit olması muhtemel kişilerin çoğunluğunu ya öldürdü ya da hapse attı.

Siyonist saldırıların başladığı –
İngiliz mandacılığında sona gelindiği bilgisini de hatırlatmış olalım - 1947 yılına gelindiğinde tamamıyla savunmasız bir Filistin topluluğu geriye kalmış oldu. Bence Filistinlilerin bir sene sonra, 1948’de Filistin’de etnik temizlik başladığında, direnememesinde bunun payı var.

FB: 2007 yılında İngiltere’deki Exeter’a göç ettiniz, fakat hala sık sık ‘İsrail’e gidiyorsunuz. Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde ‘İsrail’deki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

IP: Yahudi toplumunun kendi içerisindeki değişimi korkunç. Bu toplum, her geçen gün daha da fazla söz konusu kötü pozisyonu üzerinde kemikleşiyor gibi görünüyor.

Bugünkü ‘İsrail’ ile benim ayrılırken geride bıraktığım ya da büyürken ki ‘İsrail’i karşılaştırırsanız, eğilimin daha da şovenist, ırk merkezci ve uzlaşmaz bir yolda ilerlediğini göreceksinizdir – ki bundan ötürü hepimiz, şayet umutlarımızı sadece Yahudi toplumunun kendi kendisini düzeltmesine bağlarsak, barış ve uzlaşının çok çok uzaklarda olduğunu hissediyoruz.

FB: Bu sebepten ötürü mü bizler tüm enerjimizi dışarıdan baskı uygulamaya odaklamalıyız ya da İsraillilerin kendi bakış açılarını değiştirmeye çalışmaya devam etmeliyiz?

IP: Hepimizin bunu tartışmasının sebebi, bir gün bile söz konusu yıkım faaliyetlerinin durmuyor olmasıdır. Bu yüzden daha fazla bekleme lüksüne sahip değiliz. Zaman aleyhimize işliyor.

Bizler beklerken, sayısız korkunç şeyin gerçekleştiğini biliyoruz. Ayrıca yaşanan bu korkunç olaylarla, İsraillilerin işlemiş oldukları fiillerin bir bedelinin olduğunu fark etmeleri arasında bir bağlantının olduğunun da bilincindeyiz.

Şayet yapmış oldukları şeyler için bir bedel ödemezlerse, etnik temizlik stratejisine bile ivme kazandıracaklardır. Bu yüzden bu konu biraz karmaşık gözüküyor.

Yaşanan katliamları durdurabilecek bir sistemi acilen devreye sokmamız gerekiyor. Ayrıca işlenmek üzere olan bir takım eylemleri de engellemeliyiz. Dışarıdan baskı yapabilmek için güçlü bir modele ihtiyacınız var.

İnsanlar, Uluslararası Sivil Toplum Örgütleri dışarıdan bu konuyla ne kadar alakadar olursa bence BDS (Boykot, tecrit ve ambargo) eylemleri de o kadar başarıya ulaşacaktır, tabi ki bu da tek bir model ya da etken olamaz.

Bu süreci başarıya ulaştırmak için iki tane daha etkene dikkat çekmemiz gerekiyor. Bunlardan birisini Filistinliler kendi içerisinde halletmelidir. Filistin’i kimin temsil ettiği meselesinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bunun için yeni bir süreç başlatılmalı.

İkinci olarak, farklı bir türde eğitim sistemi geliştirmelisiniz. Bu sistemde İsrailli Yahudilere farklı bir gerçeklik ve o gerçeklikten zuhur eden bir fayda olduğu gösterilmeli.

Tüm bu faktörler hep birlikte uyumlu bir şekilde çalışırsa ve bizler uzlaşı meselesine daha bütüncül bir açıdan bakabilirsek, bir şeyler değişecektir.

FB: İki devletli çözüm önerisi esas itibariyle güçlü devletlerin (batılıların) gündemine aldığı bir konu gibi gözüküyor. Sizce onlar neden tek devletli çözüm fikrini hayata geçirmeyi reddediyor?

IL: Bence bu sorunun cevabı iki meselenin irdelenmesinden geçiyor. İlki Filistin’in temsil edilmesi meselesidir.

Batı Şeria’dan Filistinlileri temsil etme iddiasında olan insanlar, kendilerini tüm Filistin halkının temsilcileri gibi sunuyorlar. Sadece Batı Şeria açısından olaya yaklaşırsanız, neden iki devletli çözüm önerisinin cezbedici olduğunu görürsünüz. Bunun anlamı askeri kontrolün sona ermesidir. İlk bakışta bu sonuç çıkarılabilir.

Fakat bu, diğer Filistinlileri hiçe saymak demek olacaktır. Bunlar mülteciler, bir tarafta Gazze’de yaşayan diğer taraftan ise ‘İsrail’ içerisinde yaşayan mazlum insanlardır.

Çıkmazlardan birisi budur. Filistinli grupların bazıları, ki bence yanlış düşünüyorlar, bunun işgali sonlandırmak için en hızlı yol olduğuna inanıyor. Bence durum böyle değil.

İkinci neden ise iki devletli çözüm önerisinin kendi içerisinde bir mantık örgüsü olmasıdır. Bu fazlasıyla Batı’ya ait bir fikirdir. Malum parçalama fikri, sömürgeci istilayla Hindistan ve Afrika’da uygulanmıştır.

Bu artık, sorgulanamayan bir tür din haline geldi. Oraya (iki devlete) en iyi şekilde nasıl ulaşılacağı üzerinde çalışıyorsunuz. Bu, şaşırtıcı bir durum. Bana göre çok zeki insanlar, bunu bir mantık dini olarak ele alıyorlar. Şayet bunun rasyonelliğini sorgularsanız; eleştirilirsiniz.

İşte bu sebeple, Batıdaki birçok insan bu fikre bağlı kalıyor. Yaşanan her ne olursa olsun onların fikrini değiştirmeyecek.

Beş dakika boyunca orada yaşananları gözlemleseniz zaten tek devletin varlığını devam ettirdiğini göreceksiniz.

Orada demokratik olmayan ayrımcı bir rejim var. Yani yapmanız gereken şey sadece bu rejimi nasıl değiştireceğinizi düşünmektir. İki devletli çözüm önerisini düşünmeniz gerekmiyor. Düşünmeniz gereken şey topluluklar arasındaki ilişkileri nasıl değiştireceğiniz, oradaki güç dengelerini nasıl tersine çevireceğinizdir.

FB:
Filistinli entelektüellerden Edward Said on sene evvel vefat etti. Onu çok iyi tanıyordunuz. Filistinlilerin ona neden fazlasıyla hayranlık duyduğunu söyleyebilir misiniz?

IP:
Onu çok özlüyoruz. Ona ilham almak adına hayranlıkla bakanların bir tek Filistinliler olduğunu düşünmüyorum. 20. yüzyılın ikinci yarısının en mükemmel entelektüellerinden birisiydi. Sadece Filistin meselesinde değil hepimiz ondan; bilgelik, ahlak, eylem meselelerinde ilham aldık. Hepimiz onun kuşatıcı yaklaşımını, meselelere daha faziletli bir bakış açısıyla geniş pencereden bakabilmesini özlüyoruz.

Bunun gibi birisini kaybettiğinizde, ‘İsrail’in Filistinlilere yaptığı dayatmaları ve sanki bu olması gereken bir şeymiş gibi davranması karşısında duran insanların dağıldığını görüyorsunuz. Bizim yapmamız gereken şey; ‘İsrail’in bize, Filistinlilere ve Yahudilere dayatmış olduğu entelektüel, fiziksel ve kültürel bölünmenin üstesinden gelmektir. Ayrıca daha organik ve entegre olmuş teamülleri geri getirmek için çabalamaktır.

Böylece Yahudi yerleşimcilerin ve Filistin’in orada yaşayan yerel halkının üçüncü nesilleri birlikte bir gelecek inşa edebileceklerdir.


isra haber